Vücutta yıllarca sessizce süren düşük düzeyli bir iltihap, damar sağlığını yakından etkiler. Buna metabolik inflamasyon denir. Ne yediğimiz, bu iltihabı artıran ya da azaltan en önemli alışkanlıklardan biridir.
Randevu ve İletişimBağışıklık sistemi normalde mikroplara ve yaralanmalara karşı kısa süreli bir iltihapla cevap verir, iş bitince sakinleşir. Fazla yağ dokusu, özellikle karın çevresindeki yağlanma, sık yükselen kan şekeri ve işlenmiş gıdalardan zengin beslenme bu sistemi düşük düzeyde ama sürekli çalışır hâlde tutabilir. Ateş ya da ağrı yapmayan bu sessiz iltihaba metabolik inflamasyon denir.
Metabolik inflamasyon; obezite, insülin direnci ve tip 2 diyabet gibi süreğen hastalıkların ortak zeminlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Tabağınız damarlarınızı da besler.
Atardamar duvarında plak oluşumu yalnızca bir yağ birikimi değildir; iltihap bu sürecin her aşamasında rol oynar. Bu yüzden iltihabı besleyen alışkanlıklar, bacak damar tıkanıklığı dahil atardamar hastalıklarının zeminini de hazırlar.
Lipödemde de benzer bir tablo vardır. Lipödemli bacaklardan alınan yağ dokusunda yağ hücrelerinin büyüdüğü, bağ dokusunun arttığı ve iltihap hücrelerinden makrofajların çoğaldığı gösterilmiştir. Ayrıntılar için lipödem sayfasına bakabilirsiniz.
Zeytinyağıyla zenginleştirilmiş Akdeniz tipi beslenmede kalp krizi, inme ve kalp-damar ölümü
%0
daha az görüldü.
Kalp-damar hastalığı riski yüksek 7.447 kişinin katıldığı randomize çalışma; yağı azaltılmış kontrol diyetiyle karşılaştırıldığında.
Estruch R ve ark. Primary prevention of cardiovascular disease with a Mediterranean diet supplemented with extra-virgin olive oil or nuts.
N Engl J Med 2018;378(25):e34. doi:10.1056/NEJMoa1800389
Ayçiçek, mısır, soya, pamuk ve kanola gibi tohumlardan elde edilen yağlar, 20. yüzyılda sanayi üretimiyle birlikte gıdaya çok büyük miktarlarda girdi. Bugün paketli gıdaların, hazır ürünlerin ve kızartmaların büyük kısmında bulunurlar. Bu yağların başlıca yağ asidi, bir omega-6 yağ asidi olan linoleik asittir.
ABD'de kişi başı soya yağı tüketimi 1909'dan 1999'a
0+
kattan fazla arttı.
Aynı dönemde besinlerle alınan enerjinin içinde linoleik asidin payı %2,8'den %7,2'ye çıktı.
Blasbalg TL ve ark. Changes in consumption of omega-3 and omega-6 fatty acids in the United States during the 20th century.
Am J Clin Nutr 2011;93(5):950-962. doi:10.3945/ajcn.110.006643
Mitokondri hücrenin enerji santralidir. İç zarında enerji üretimi için vazgeçilmez olan kardiyolipin adlı özel bir yağ bulunur ve bu yağın yapısı beslenmeyle aldığımız yağ asitlerinden etkilenir. Linoleik asit gibi çoklu doymamış yağ asitleri oksidasyona, yani "paslanmaya" yatkındır. Kardiyolipinin oksidasyona uğraması mitokondri işlev bozukluğunun göstergelerinden biridir. Bu nedenle bazı araştırmacılar, modern beslenmedeki yüksek linoleik asit yükünün mitokondriyi zorlayabileceğini ve metabolik inflamasyona katkıda bulunabileceğini düşünmektedir.
Ancak bu bir hipotezdir ve insan çalışmaları çelişkilidir. Kalp hastalarında doymuş yağın yerine linoleik asit verilen eski bir çalışmanın yeniden incelenen verilerinde ölüm oranı daha yüksek bulunmuştur (%17,6'ya karşı %11,8). Buna karşılık 68.659 kişiyi kapsayan 30 çalışmanın ortak analizinde, kanında linoleik asit düzeyi yüksek olanlarda kalp-damar hastalığı daha az görülmüştür. Tohumsal yağların insanlarda mitokondri hastalığına yol açtığı bugün için kanıtlanmış değildir; tartışma sürmektedir.
Pratikte en güvenli yol şudur: tekrar tekrar ısıtılan kızartma yağlarından uzak durmak, pişirmede zeytinyağını tercih etmek ve tohumsal yağların asıl kaynağı olan paketli, hazır gıdaları azaltmak.
Gluten buğday, arpa ve çavdarda bulunan bir proteindir. Çölyak hastalığında gluten bağırsakta ciddi bir iltihaba yol açar; bu hastaların glutenden tamamen uzak durması gerekir. Biyopsiyle doğrulanmış çölyak hastalığı dünyada yaklaşık 140 kişiden birinde (%0,7) görülür. Çölyak olmadığı hâlde gluten sonrası şikâyeti olan, glutene duyarlı kişiler de vardır.
Çölyak hastalığı olmayan yetişkinlerin 26 yıl izlendiği geniş bir çalışmada, uzun süreli gluten tüketimi kalp hastalığı riskini artırmamıştır. Araştırmacılar ayrıca glutenden kaçınırken tam tahılların da azaltılmasının kalp sağlığı açısından olumsuz olabileceği uyarısını yapmıştır. Yani çölyak ya da gluten duyarlılığı olmayan herkese glutensiz beslenme önerilmez; asıl hedef beyaz un ve hamur işlerini azaltmaktır.
Klinik çalışmaları bir arada değerlendiren bir incelemede, süt ürünlerinin genel olarak iltihabı artırmadığı, hatta metabolik hastalığı olanlarda iltihabı azaltıcı yönde etki gösterebildiği bulunmuştur. Süt alerjisi olanlarda ise iltihabı artırır. Yoğurt ve kefir gibi fermente ürünler iyi seçeneklerdir. Laktoz intoleransı olanlar şikâyet yapan ürünlerden kaçınabilir.
Lipödemde bazı hastalar gluten ya da sütü azaltınca kendini daha iyi hissettiğini söyler. Bunu destekleyen güçlü bir çalışma henüz yoktur; kişisel deneme hekim ve diyetisyenle birlikte yapılmalıdır.
Diyetle bacaklardaki lipödem dokusu büyük ölçüde değişmez, ama lipödeme sık eşlik eden fazla kilo, şişlik ve ağrı azalabilir. Lipödemde en çok çalışılan yaklaşım karbonhidratı azaltılmış (ketojenik ya da düşük karbonhidratlı) beslenmedir: 329 kadının yer aldığı 7 çalışmanın birleşik analizinde ortalama 16 haftada vücut ağırlığında ortalama 7,9 kg azalma ve ağrıda iyileşme bildirilmiştir. Ancak bu çalışmaların çoğu küçüktür ve 2025 tarihli daha geniş bir derleme, diyetin lipödem üzerindeki etkisinin henüz net olmadığını vurgular. Kısacası beslenme destekleyicidir, tek başına tedavi değildir.
Önemli. Ketojenik gibi kısıtlayıcı diyetler böbrek hastalığı, şeker hastalığı ilaçları ya da gebelik gibi durumlarda uygun olmayabilir. Başlamadan önce hekiminize ve bir diyetisyene danışın. Aç kalma diyetleri önerilmez.